Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sakarya Karasu'da "BMC Gelecek 50 Yıl Buluşması"nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sakarya Karasu'da "BMC Gelecek 50 Yıl Buluşması"nda konuştu.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Sakarya Karasu'da "BMC Gelecek 50 Yıl Buluşması"nda konuştu. 

Erdoğan, program kapsamında modernize edilen 2 bin 700 çalışanın görev yaptığı İzmir Pınarbaşı'ndaki fabrikanın açılış töreninin gerçekleştirileceğini, İstanbul Teknik Üniversitesi Test Laboratuvarı'nda Türkiye'nin ilk yerli 600 beygir gücündeki motorunun test çalıştırmasının yapılacağını ve Karasu'da da "Türkiye'nin savunma sanayini bir üst lige taşıyacak", "milletin gurur abidelerinden biri olacağına inandığı" BMC Üretim ve Teknoloji Üssü'nün birinci kısmının temel atma töreninin yapılacağını anlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 222 hektar alan üzerine kurulan tesiste tank fabrikası, zırhlı araç ve askeri kamyon fabrikası, ticari araç fabrikası, motor fabrikası, hızlı tren ve metro fabrikası gibi pek çok üretim hattı bulunduğunu kaydederek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Toplam yatırım büyüklüğü 500 milyon dolara ulaşacak BMC Üretim ve Teknoloji Üssü tüm etaplarıyla faaliyete geçtiğinde 10 bin kişiye istihdam sağlayacak. Tesisin tüm üniteleriyle hizmete girdiğinde ülkemiz ekonomisine, senelik 5 milyar dolarlık katma değer oluşturmasını bekliyoruz. Kendi ihtiyaçlarımız haricinde Katar başta olmaz üzere dünyanın pek çok farklı ülkesine yıllık 1 milyar dolar civarında ihracat gerçekleştirmeyi planlıyoruz. Bugün, bölümler halinde inşa edilecek ve tamamı 2023'te hizmete girecek devasa üretim üssünün 100 bin metrekarelik ilk fazının temelini atıyoruz. Bu ilk bölümün inşallah 2019'un sonuna kadar tamamlanmasını ve 2020 başında devreye girmesini bekliyoruz. Ne dediler? 'Türkiye battı, bitti, yatırımlar durdu, üretim durdu.' Hepsine inat, yatırımlar da devam ediyor üretimler de devam ediyor. Bu ülkeyi hazmedemeyenler, bu ülkenin duruşuna katlanamayanlar, isteseniz de istemeseniz de bu millet, bu ülke, dimdik ayaktadır ve dimdik ayakta olarak da yoluna devam edecektir."

Türkiye'nin iftihar kaynağı olacak bir yatırım tesisinin ülkeye kazandırılacağını belirten Erdoğan, BMC Üretim ve Teknoloji Üssü'nün hayata geçirilmesine öncülük edenleri tebrik etti ve esere katkı sunan ve sunacak olanlara teşekkür etti. 

"BURADA DA KATAR VE TÜRKİYE İŞ BİRLİĞİ VAR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, şöyle devam etti:

"Küresel sermaye olarak değerli dostum, kardeşim Katar Emiri Şeyh Temim'e şahsım ve milletim adına şükranlarımı ifade ediyorum. Burada bir Katar ve Türkiye iş birliği var. Bu iş birliği gerçekten her iki ülkenin kazan-kazan esasına göre geleceğe yönelik örnek bir adımıdır. 15 Temmuz darbe girişiminden ağustos ayında yaşanan kur saldırılarına kadar hemen her konuda Katarlı kardeşlerimizin ülkemizle sergilediği dayanışmayı asla unutmadık, unutmayacağız. Nasıl Türkiye, belli güçlerin Katar'ı kuşatma teşebbüsleri karşısında kara gün dostluğunu göstermişse, Katar da ülkemizin karşılaştığı tüm kritik süreçlerde kadirşinaslığını ispatlamıştır. El ele verilerek üstesinden gelinen her badire, hamdolsun iki ülkenin kardeşliğini daha da perçinlemiştir. İnşallah bundan sonra da savunma sanayinden ticarete, turizmden enerjiye kadar Türkiye-Katar iş birliği güçlenmeye devam edecektir."

"BU TOPRAKLAR TARİH BOYUNCA EZİYET ÇEKENLERİN YEGANE SIĞINAĞI OLMUŞTUR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin stratejik öneme haiz bir coğrafyada bulunduğuna işaret ederek, şöyle konuştu:

"Huzur ve istikrar abidesi olarak sadece 82 milyon halkımız için değil, tüm dost ve kardeş topluluklar için bir güven kaynağıdır. Bu topraklar tarih boyunca darda kalanların, zulme ve baskıya uğrayanların dini, dili, inancı, etnik kimliği dolayısıyla eziyet çekenlerin yegane sığınağı olmuştur. Sakarya başta olmak üzere 81 vilayetimizin tamamı Türk'üyle, Kürt'üyle, Laz'ıyla, Arap'ıyla, Çerkez'iyle, Tatar'ıyla, Boşnak'ıyla, Arnavut'uyla, Pomak'ıyla adeta gönül coğrafyamızın aynası gibidir. Sadece kardeş ve akraba topluluklar değil, 5 asır önce İspanya'daki katliamdan kaçan Museviler de engizisyondan kaçan Hristiyanlar da Nazi baskısından kaçan kimi Almanlar da aradıkları emniyet, huzur ve güveni bu topraklarda bulmuşlardır.

Türkiye'nin kendi vatandaşları yanında mazlum ve mağdurlar için bir eman yurdu olmasının temel sebebi hiç şüphesiz öncelikle milletimizin alicenaplığı ve yüce gönüllülüğüdür. Mensubu olmakla iftihar ettiğimiz bu millet, paylaşmanın bereketine, dayanışmanın önemine inanan, iman eden bir millettir. Bu millet muhacire ensar olmayı, mazlumlara sahip çıkmayı, alan el olmaktansa veren el olmayı şeref payesi gören bir millettir. 3,5 milyon Suriyeli muhacire kapısını açan kim? Bu millet. Niye? Bu millet biliyor ki benim Sevgili Peygamberim bir muhacirdi. Medine ona ensardı. Onun için ensarın ne olduğunu, muhacirin ne olduğunu biz çok iyi biliriz."

Mehmet Akif Ersoy'un "Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim/Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim/Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım/Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım/ Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu." sözlerini aktaran Erdoğan, şunları söyledi:

"İşte bu millet böyle tanımlanıyor. Bizim milletimiz işte böyle diyen, böyle inanan, tarihi boyunca da hep böyle hareket eden bir millettir. İnsanımızın karakteri olan bu tasavvur, Türk milletini tarih boyunca mazlum ve mağdurların hamisi, zalimlerin de korkulu rüyası haline getirmiştir. Milletimizin bu hasletleriyle beraber devletimizin dirayeti ve caydırıcılığı da aynı derece önemlidir. Ülkemiz, ekonomik, siyasi ve askeri bakımdan güçlü olduğu dönemlerde Açe'den Habeşistan'a, Kırım'dan Nijerya'ya, Kafkaslar'a kadar çok geniş bir coğrafyada güvenlik ve istikrarın teminatı olmuştur. Bir dönem sınırları 22 milyon kilometrekareye ulaşan Osmanlı Devleti'nin sağladığı adalet şemsiyesi altında farklı ırklar, kültürler, dinler ve diller yüzyıllarca barış içerisinde yaşamıştır. Nereden nereye geldik, 780 bin kilometrekareye. Ne olduğumuzu iyi bilelim. Tarih neydi şimdi neyiz, bunu iyi bilelim. Bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anılan birçok bölge, şehir o yıllarda ilim, kültür ve ticaret merkezleri olarak temayüz etmiştir. Ancak ne zaman devletimizin gücünde bir erime yaşanmış, işte o zaman kaderi bizimle örülü coğrafyalardan da ateşler yükselmeye başlamıştır."

Kimi devletlerin askeri ve savunma sanayisi alanlarını geri plana itme lüksü olabileceğini dile getiren Erdoğan, "Yakın çevremizde olduğu gibi bazı ülkelerin milli güvenliklerini tamamen başkalarına havale etme seçenekleri de bulunabilir. Hatta içinde yaşadığımız çalkantılı süreçte kimi toplumlar paralarının gücüyle emniyet satın alabileceklerine de inanabilir. Ancak bizim hem coğrafi, kültürel hem de tarihi sorumluluklarımız itibarıyla böyle bir hakkımız, imkanımız böyle bir ihtimalimiz de yoktur. Türkiye, askeri kapasitesiyle, ekonomik, siyasi ve diplomatik kabiliyetleriyle güçlü olmak zorundadır. Bilhassa savunma sanayisi alanında caydırıcılığımız mutlaka çok yüksek olmak durumundadır. Yola çıktığımızda savunma sanayindeki gücümüz yüzde 20'lerdeydi, şimdi yüzde 68'e ulaştı. Yeter mi yetmez, daha da çıkacağız." diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'nin caydırıcılığının da teknolojiyle beraber çok daha ileri bir konuma gelmesi gerektiğini aktararak, bunun yolunun da kendi göbeğini kendisinin kesmesiyle mümkün olacağını kaydetti.

"TÜRKİYE MÜTTEFİKLERİ TARAFINDAN CEZALANDIRILDI"

Birilerine bunu bırakamayacaklarını, emanet edemeyeceklerini ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Çünkü biz yakın tarihimizde silah, mühimmat, askeri teçhizat bakımından dışa bağımlılığın acısını çok çekmiş bir milletiz. Bunu işte en son 1974 Kıbrıs'ta yaşadık. Stratejik ortaklarımız, bizi yarı yolda bıraktı. Muhabere askerde çok çok önemlidir. Muhabere sistemlerimiz çöktü. Neden? Stratejik ortaklarımız, verdikleri o destekler, telsizler, susturma denilen olayla susturdular. Ama şimdi biz onlardan kurtulduk. Şimdi biz kendi telsizimizi kendimiz yapıyoruz. Onlara ihtiyacımız yok. Kıbrıs Türkü'nün Rum çeteleriyle soykırıma uğramasına engel olmak için bizzat müttefikleri tarafından unutmayın cezalandırılmıştır. Şimdi de aynı oyunlar oynanıyor. Nerede? Suriye'de. Aynı oyunlar oynanıyor. Fakat şimdi, oyunları oynayanlar şunu bilmeli ki kullandıkları enstrümanlar, insan olarak söylüyorum, yanlış enstrümanlar. O yanlış enstrümanlar onları aldatıyor. Bizi aldatamayacaklar. Zira ülkemiz 3 yıl boyunca bırakın parasını peşin ödediği uçakları teslim almayı, periyodik bakım ve onarımları için verdiği uçaklarını dahi geriye alamamıştır. Meselenin çok daha utanç verici boyutu, ülkemiz kendisine yıllar boyunca teslim edilmeyen uçakları için hangarda saklama ücreti ödemek zorunda bırakılmıştır. Neler yaşadı bu ülke."

Erdoğan, Türkiye'nin bu 3 yılık dönemde milyarlarca dolarlık müttefik silahlarıyla donattığı ordusuna yedek parça bile sağlayamadığına dikkati çekerek, özellikle Amerika patentli hiçbir silahın, yedek parçanın, cephanenin Türkiye'ye satışına müsaade edilmediğini aktardı. 

İnsansız hava araçları konusunda Başbakanlığı sürecinde dönemin ABD Başkanı'ndan "Kongre izin vermedi." karşılığını aldığını anımsatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"En sonunda zorla bize kiralama yöntemiyle böyle bir yol denendi. O da sağlıklı çalışmadı. İstihbaratta bile aynı durumlara düştük. Biz stratejik ortağız. Stratejik ortak olarak bize bu destek verilmezken, stratejik ortaklığın ötesinde farklı ortaklıkları olan ülkelere çok büyük destekler verdiler. Hem uluslararası hukuk hem de insani bakımdan yüzde yüz haklı olduğumuz bir mesele, müttefiklerimiz tarafından ülkemizi cezalandırma, savunma sistemimizi çökertme vesilesi yapılmaya çalışıldı. Ambargonun kaldırılması için ülkemizden talep edilen öncelikli şartlar arasında... Bir yere geliyorum. Son günlerde konuştuğum bir konu. Sakarya'nın bunu çok iyi bilmesi lazım. Afyon ve kenevir ekimiyle ilgili kısıtlamaların da yer alması şüphesiz konunun bir başka önemli boyutudur. Bize bir zamanlar afyon ekimini yasaklayanlar kendileri cayır cayır afyon ekiyorlardı. Askeri bir sorunun çözümü için görünürde konuyla hiçbir ilgisi olmayan böyle bir şartın konulması elbette son derece manidardır. Şimdi diyorum ki, biz yeniden, tarım, çevre ve şehircilik bakanıma söyledim, kenevir ekimi süreci başlatalım çünkü kenevir ekiminin çok farklı alanlarda çok farklı faydalarının olduğunu da göreceğiz. Şimdi bu süreci başlatacağız."

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, amacın Türkiye'yi sadece askeri açıdan değil, ekonomik olarak da dışa bağımlı kılmak olduğunu belirterek, Türkiye ekonomisinin ilaçtan savunma sanayisine kadar neredeyse her alanda yaşadığı sıkıntıların gerisinde bu tür gizli açık tuzaklar, dayatmalar ve gafletler olduğunu söyledi.

Tarihin ibret almayanlar için tekerrür ettiğini anlatan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Şayet geçmişte yaşadığımız acı hadiselerin tekrarlanmasını istemiyorsak, yapmamız gerekenler bellidir. Türkiye savunma sanayi başta olmak üzere tüm kritik alanlarda sadece kendisine yeterli olmakla kalmayıp, bütün dostlarının ihtiyaçlarının karşılayacak düzeye gelme mecburiyetindedir. Nitekim attığımız adımlar sayesinde 2002'de yüzde 80'leri bulan dışa bağımlılık oranlarımızı yüzde 35'ler seviyesine düşürdük. Bugün, Türk savunma sanayi şirketleri yurt dışına zırhlı araçlar, hava savunma sistemleri, roket sistemleri, simülatörler, sahil güvenlik gemileri, haberleşme komuta kontrol sistemleri ve yazılımlar ihraç ediyor. Daha önce kardeş ülke Pakistan'la MİLGEM gemilerimizin ihracatına yönelik 1,5 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladık. Dün de Ukrayna ile 6 insansız hava aracının satışına yönelik mutabakata varıldı. Savunma sanayinde son 16 yılda aldığımız bu büyük mesafe sadece devletin, sadece kamunun başarısı değildir." 

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER